Türkiye önemli günlerden geçiyor. Öncelikle hakkı teslim edip, emeği geçenleri tebrik etmek lazım…
40 yıldan fazla oldu meslek hayatım. Siyasi yelpazenin hemen her kesiminden yöneticiler tanıdım. Sağ ve sol iktidarlar döneminde gazetecilik yaptım. Darbe dönemlerine, Devlet Başkanının ağzından çıkan sözlerin kanun sayıldığı yönetimlere tanıklık ettim. Neler gördüm, neler!..
Ama açık söyleyeyim, son dönemde yapılan gibi böylesine büyük bir temizliğe şahit olmadım.
Köşe-bucak hummalı bir temizlik var. Her yere bakılıyor, bütün kokuların üzerine gidiliyor. Açıklığa kavuşmamış, kavuşamamış, ya da üzeri örtülmüş her türlü şüphe yeniden değerlendiriliyor. Geriye doğru gidiliyor. Kapatılmış dosyalar tekraren açılıyor…
“Bitmiş o soruşturma, tamamlanmış, bir şey çıkmaz” denilmiyor. Hepsi titizlikle inceleniyor. Hepsinin gereği yapılıyor.
Elbette siyasi bir irade var bu konuda. Aksi taktirde yapılamazdı. Ancak, bu büyük temizlikte Adalet Bakanı Akın Gürlek ile İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin payı büyük.
***
Mevcut hale bakınca, herkes kendine göre bir koruma kalkanı oluşturmuş. Maalesef kisvelerle dolaşanlar var aramızda…
Artık bu kisvelerin hiç bir önemi yok. Olması gerektiği gibi herkes kanun önande eşit. “Atatürkçüymüş” denilmiyor, “Aman cemaatleri ürkütmeyelim” gibi bir kaygı güdülmüyor. Yılların problemli alanlarına, gençlerimizi darbeleyen ve zehirleyen bütün mecralara el atılıyor. Kirlenmişse, çekinmeden siyaset müessesesinin, hatta kendilerine sağlam koruma zırhı oluşturduğunu sananların üzerine de gidiliyor.
İste o yüzden “Köşe bucak büyük temizlik” ifadesini kullanıyorum! Cumhuriyet Tarihinin en büyüklerinden, belki de en büyüğü bu!
Alışılmış düzenler bozuluyor. Kirli yapılar yıkılıyor. Menfaat birliktelikleri darbeleniyor. Kara para sahipleri isyan ediyor…
Atılan adım ve yürütülen operasyon büyük olunca, gürültüsü de fazla çıkacak elbette. O yüzden kopartılmaya çalışılan fırtına, başarının bir göstergesi bile sayılabilir.
Kim ne derse desin… Kim ne kadar bağırırsa bağırsın… Kim kirletmeye çalışırsa çalışsın…
Hiç taviz vermeden devam etmeli. Çünkü çok çekti bu ülke pisliklerden! Temizlenmeye rahatlamaya, huzur bulmaya ihtiyacı var.
Burada önemli olan şeffaflıktır. Bağımsız yargının hiç bir baskı altında kalmadan görevini yapmasıdır. Bağırıp çağıranlar, gelişmeleri beğenmeyip kirletmeye çalışanlar olsa da, o sağlanıyor zaten. Yargılamalar millete açık, kamuoyunün gözleri önünde yapılıyor. “İddialar şunlar” denilip, sanıkların önlerine konuluyor. Belgeler derlenip gösteriliyor. Savunmalar alınıyor.
İzliyoruz…
Sonuçta noktayı “Türk Milleti Adına” karar verecek olan mahkemeler koyacak. Onlar da bunu kafalarına göre değil, Milletin Meclisinde oluşturulan kanunlara bakıp yapacaklar.
Hata yaparlarsa?..
Denetim mekanizmaları mevcut. İstinaf ‘ı var, Yargıtay‘ı var. Türkiye bir muz cumhuriyeti değil.
Bağırp çağırmanın anlamı da, hiç bir faydası da yok. Bekleyecek ve sonucuna katlanacağız. Hatta saygı ile karşılaşacağız ve buna mecburuz. Çünkü, Türkiye bir hukuk devletidir. Hukuk varsa ve çalışırsa her şey güzel olur!

