1. Haberler
  2. Trend Haberler
  3. YKS’de Yeni Denge

YKS’de Yeni Denge

2026 YKS yerleştirme sonuçlarını yalnızca doluluk oranları veya boş kalan kontenjanlar üzerinden okumak, yükseköğretimde son yıllarda yaşanan değişimi açıklamak için yeterli değil. Son beş yıl birlikte değerlendirildiğinde kontenjan planlamasının yeniden şekillendiği, adayların tercih davranışlarının değiştiği, devlet ve vakıf üniversitelerinin farklı bir seyir izlediği ve programlara yönelik talebin giderek daha fazla ayrıştığı görülüyor.

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Ankara Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Orhan Uzun kaleme aldı:

2026 yerleştirme sonuçlarını yalnızca doluluk oranları veya boş kalan kontenjanlar üzerinden okumak, yükseköğretimde son yıllarda yaşanan değişimi açıklamak için yeterli değil. Son beş yıl birlikte değerlendirildiğinde kontenjan planlamasının yeniden şekillendiği, adayların tercih davranışlarının değiştiği, devlet ve vakıf üniversitelerinin farklı bir seyir izlediği ve programlara yönelik talebin giderek daha fazla ayrıştığı görülüyor.

Bu değişimi izlemek için özellikle 2022–2026 dönemi anlamlı bir karşılaştırma zemini sunuyor. Daha uzun dönemli seriler kuşkusuz önemli. Ancak sınav sistemindeki değişiklikler, uygulamaları ve adayların sınıflandırılmasındaki farklılıklar yıllar arası karşılaştırmayı güçleştirebiliyor. Buna karşılık 2022’den itibaren ÖSYM verilerinin aynı aday kategorileri ve tanımlar üzerinden izlenebilmesi, son beş yılı kendi içinde daha homojen bir dönem hâline getiriyor.

Ortaya çıkan görünüm, basit biçimde “üniversiteye talep azalıyor” veya “kontenjanlar azalıyor” şeklinde özetlenemeyecek kadar çok katmanlı.

Kontenjan planlamasında yeni dönem

Devlet ve vakıf üniversitelerindeki örgün lisans ve önlisans kontenjanlarının toplamı 2022’de yaklaşık 851 bin düzeyindeydi. 2023’te 906.079 ile son beş yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Sonraki yıllarda ise 2024’te yaklaşık 782 bine, 2025’te 695 bine ve 2026’da 657.764’e geriledi.

Böylece 2023–2026 arasındaki üç yılda örgün yükseköğretim kapasitesinde 248.315 kişilik, yani %27,4’lük bir daralma gerçekleşti.

Ancak değişimin devlet ve vakıf üniversitelerindeki büyüklüğü oldukça farklı.

Devlet üniversitelerinin örgün kontenjanı 2023’te 717.525 iken 2026’da 481.684’e geriledi. Üç yıldaki değişim 235.841 kontenjan ve %32,9 düzeyinde.

Vakıf üniversitelerinde ise aynı dönemde kontenjan 188.554’ten 176.080’e indi. Buradaki değişim 12.474 kontenjan ve %6,6.

Dolayısıyla toplam 248 bin kişilik daralmanın yaklaşık %95’i devlet üniversitelerindeki kontenjan değişiminden kaynaklanıyor.

Bu tablo, yükseköğretimde yalnızca toplam kapasitenin değil, devlet ve vakıf üniversitelerinin kontenjan yapısının da farklılaştığı yeni bir döneme işaret ediyor.

Devlet üniversitelerinde %99,5 doluluk

Kontenjan planlamasındaki bu değişimin ardından 2026’da devlet üniversitelerinde oldukça yüksek bir doluluk ortaya çıktı.

Toplam 481.684 örgün kontenjanın 479.392’sine öğrenci yerleşti. Boş kalan kontenjan yalnızca 2.292. Doluluk oranı böylece %99,5 oldu.

Önlisansta görünüm daha da çarpıcı. 216.328 kontenjanın 216.291’i doldu ve yalnızca 37 kontenjan boş kaldı. Başka bir ifadeyle önlisans kontenjanlarının neredeyse tamamı karşılık buldu.

Ancak %99,5’lik doluluk oranını yalnızca “devlet üniversitelerine talep arttı” şeklinde yorumlamak da, yalnızca kontenjanların daralmasına bağlamak da eksik kalacaktır.

Yüksek doluluk, devlet üniversitelerine yönelik güçlü talep ile üç yılda gerçekleşen önemli kontenjan daralması birlikte düşünüldüğünde daha anlamlı bir görünüm kazanıyor. Bu iki etkinin göreli ağırlığını yalnızca doluluk oranından hareketle ayırmak mümkün değil.

Bu nedenle bundan sonraki değerlendirmelerde doluluk oranının yanında taban başarı sıraları, programların tercih edilme yoğunluğu, öğrencilerin programları kaçıncı sırada tercih ettikleri ve bu göstergelerin kontenjan değişimleriyle birlikte nasıl hareket ettiği daha fazla önem kazanıyor.

Vakıf üniversitelerinde farklı bir seyir

Vakıf üniversitelerinde ise son beş yıldaki hareket farklı.

Örgün kontenjanların doluluk oranı 2022’de %97,6, 2023’te %93,5, 2024’te %91,1 düzeyindeydi. 2025’te %76,6’ya kadar geriledi. 2026’da bir miktar yükselerek %79,7 oldu.

Dolayısıyla 2026’da bir toparlanma görülse de doluluk oranı 2022–2024 döneminin hâlâ belirgin biçimde altında.

Bu farklılık boş kontenjanların dağılımında daha açık görülüyor.

2026’da devlet ve vakıf üniversitelerinde toplam 37.998 örgün kontenjan boş kaldı. Bunun 2.292’si devlet, 35.706’sı vakıf üniversitelerinde bulunuyor.

Başka bir ifadeyle 2026’daki boş örgün kontenjanların yaklaşık %94’ü vakıf üniversitelerinde.

Bu veri, boş kontenjan sorununun yükseköğretim sisteminin bütününe eşit biçimde dağılmadığını, belirgin biçimde vakıf üniversitelerinde yoğunlaştığını gösteriyor.

Ancak asıl ilginç görünüm, vakıf üniversitelerinin kendi içine bakıldığında ortaya çıkıyor.

%50 indirimli kontenjanlarda dikkat çekici tablo

2026’da vakıf üniversitelerindeki doluluk oranları kontenjan türlerine göre ayrıldığında beklenen sıralamadan farklı bir sonuç görülüyor.

Burslu kontenjanların tamamı doldu.

%25 indirimli kontenjanlarda doluluk %89,4, tam ücretli kontenjanlarda %87,3, %50 indirimli kontenjanlarda ise yalnızca %73,3 düzeyinde gerçekleşti.

Daha dikkat çekici olan, vakıf üniversitelerinde boş kalan 35.706 kontenjanın 31.879’unun %50 indirimli programlarda bulunması.

Bu, vakıf üniversitelerindeki boş kontenjanların yaklaşık %89’unun %50 indirimli programlarda yoğunlaştığı anlamına geliyor.

İlk bakışta paradoksal bir durum söz konusu. Daha yüksek indirim oranının daha yüksek doluluk getirmesi beklenebilirken, %50 indirimli programlar hem %25 indirimli hem de tam ücretli programların altında kalıyor.

Buradan öğrencilerin “%50 indirimi tercih etmediği” sonucu çıkarılamaz. Çünkü %50 indirimli kontenjanlar aynı zamanda vakıf üniversitelerindeki en geniş arz grubunu oluşturuyor ve talebi sınırlı bazı programların büyük kontenjanları da bu grupta yer alıyor.

Üstelik indirim oranı tek başına gerçek maliyeti göstermiyor. fiyatı yüksek bir üniversitenin %50 indirimli programı, başka bir üniversitenin tam ücretli programından daha pahalı olabiliyor.

Bu nedenle aday davranışını açıklarken indirim oranından çok ödenecek net eğitim maliyeti ile üniversite ve programın algılanan değeri arasındaki ilişkiye bakmak daha anlamlı görünüyor.

YKS talebi yalnızca yeni mezunlardan oluşmuyor

2026 verilerinin dikkat çekici bir başka yönü, tercih yapan adayların kimlerden oluştuğunu göstermesi.

Toplam 1.279.439 aday tercih yaptı.

Bunların yalnızca 350.354’ü, yani %27,4’ü son sınıf düzeyindeki adaylar.

En büyük grubu ise daha önce herhangi bir yükseköğretim programına yerleşmemiş adaylar oluşturuyor. Bu grupta 672.226 kişi bulunuyor ve toplam tercih yapanların %52,5’ine karşılık geliyor.

Geri kalan yaklaşık %20’lik kesim de yükseköğretimle daha önce farklı biçimlerde temas etmiş adaylardan oluşuyor. Daha önce bir programa yerleşmiş olanların payı yaklaşık %9,7, yükseköğretim mezunlarının payı %7,1, kaydı silinmiş olanların payı ise %3,3.

Böylece tercih yapan her dört adaydan yaklaşık üçü o yıl lise son sınıfta bulunan adayların dışındaki gruplardan geliyor.

Bu sonuç önemli. YKS talebi yalnızca o yıl liseden mezun olan gençlerle açıklanabilecek yıllık bir akış değil. Sistemde geçmiş yıllardan gelen, daha önce yerleşmemiş, yeniden program arayan veya ikinci kez yükseköğretime yönelen oldukça geniş bir aday havuzu bulunuyor.

Bu grupların neden yeniden YKS’ye yöneldiği de ayrıca incelenmeye değer.

Son sınıf adaylarının yarısından fazlası tercih yapmıyor

Talebin yapısı kadar son sınıf adaylarının tercih davranışındaki değişim de dikkat çekici.

Yerleştirme puanı hesaplanan son sınıf adaylarının tercih yapma oranı 2022’de %59,4, 2023’te %55,2, 2024’te %49,8, 2025’te %48,6, 2026’da ise %45,7.

Dört yılda 13,7 puanlık bir gerileme var.

2026’da yerleştirme puanı hesaplanan 766.971 son sınıf adayının 350.354’ü tercih yaptı, 416.617’si ise tercih yapmadı.

Başka bir ifadeyle son sınıf adaylarının %54,3’ü tercih aşamasına hiç geçmedi.

Buna karşılık tercih yapan 350.354 adayın 218.441’i bir programa yerleşti. Tercih yapanlar içindeki yerleşme oranı %62,4.

Dolayısıyla yaklaşık 767 bin son sınıf adayından yalnızca 218 bininin yükseköğretime yerleşmesini doğrudan “sistemin yeterli erişim sağlayamadığı” şeklinde yorumlamak eksik kalacaktır. Çünkü yaklaşık 417 bin aday herhangi bir tercih yapmamıştır.

Bu görünüm, “öğrenciler neden yerleşemiyor?” sorusunun yanında “öğrenciler neden tercih yapmıyor?” sorusunu da önemli hâle getiriyor.

Üstelik tercih yapmama davranışındaki artış tek bir yıla özgü değil. 2022’den 2026’ya uzanan düzenli bir hareket söz konusu.

Bunun arkasında daha yüksek bir hedef için bir yıl daha hazırlanma isteği, ekonomik koşullar, şehir ve üniversite tercihleri, mesleklerin geleceğine ilişkin beklentiler veya başka nedenler bulunabilir. ÖSYM verileri bu gerekçeleri birbirinden ayırmıyor. Bu nedenle adayların tercih yapma ve yapmama nedenlerini doğrudan ölçen saha araştırmaları giderek daha değerli hâle geliyor.

Tercih yapanlar ne kadar seçici?

2026 sonuçları tercih sıraları açısından da ilginç bir görünüm sunuyor.

Yerleşen adayların %19,36’sı ilk tercihine, %40,24’ü ilk üç tercihinden birine, %54,43’ü ilk beş tercihinden birine, yaklaşık %76,7’si ise ilk on tercihinden birine yerleşti.

Bu dağılım bütün yerleşen adayları kapsıyor.

Yine de yerleşmelerin yarısından fazlasının ilk beş tercihte gerçekleşmesi, adayların üniversite ve programlar arasında belirgin bir önceliklendirme yaptığını gösteriyor.

Bu göstergenin önümüzdeki yıllarda da izlenmesi, adayların yalnızca tercih yapıp yapmadığını değil, hangi programları gerçekten öncelikli gördüğünü anlamak açısından önemli olabilir.

Kontenjanlar kadar programların yönü de değişiyor

Son yıllardaki değişim yalnızca toplam kontenjan sayısında görülmüyor. Programların yükseköğretim arzı içindeki ağırlıkları da değişiyor.

Bazı geleneksel ve yüksek kontenjanlı programlarda kapasite yeniden düzenlenirken yapay zekâ, veri bilimi, siber güvenlik ve dijital teknolojiler gibi alanlarda yeni programlar sisteme giriyor.

Bu yönelim yalnızca ‘ye özgü değil.

Çin’de 2021–2025 döneminde 12.200 lisans programı kapatıldı veya öğrenci alımı durduruldu, buna karşılık 10.200 yeni program açıldı. Yapay zekâ ve dijital dönüşümle ilişkili programların yanı sıra fiziksel/bedenlenmiş yapay zekâ (embodied intelligence), beyin-bilgisayar arayüzü teknolojileri (brain-computer science and technology), biyolojik üretim (biomanufacturing), tarımsal robotik (agricultural robotics), dijital finans (digital finance) ve dijital ticaret (digital trade) gibi oldukça yeni alanlar öne çıkıyor.

Bu örnek, yükseköğretim sistemlerinin program yapılarını teknolojik dönüşüm ve değişen işgücü ihtiyaçları doğrultusunda yeniden gözden geçirme eğiliminin daha geniş bir ölçekte de karşılık bulduğunu gösteriyor.

Ancak yeni program açmak tek başına öğrenci talebi yaratmaya yetmiyor.

Teknoloji programlarında tercihler ayrışıyor

Bunun dikkat çekici örneklerinden biri Bilgisayar, Yazılım ve yeni yapay zekâ/veri programlarında görülüyor.

Vakıf üniversitelerinin %50 indirimli programlarında 2022’de Bilgisayar ve Yazılım Mühendisliği aynı doluluk düzeyindeydi: her iki programda da %99,8.

2026’ya gelindiğinde görünüm belirgin biçimde farklılaşıyor.

Bilgisayar Mühendisliği: %51,2

Yazılım Mühendisliği: %18,9

Yapay zekâ ve veri programları: %55,5

Yapay zekâ ve veri programlarının Yazılım Mühendisliğinden daha yüksek doluluk göstermesi dikkat çekici.

Ancak başka bir sonuç daha var: geleceğin alanları arasında yoğun biçimde gündeme gelen bu yeni programlarda dahi %50 indirimli kontenjanların yaklaşık %44,5’i boş kaldı.

Dolayısıyla programın yeni, teknolojik veya popüler bir alanda olması tek başına yüksek doluluk için yeterli görünmüyor.

Yazılım Mühendisliğindeki belirgin düşüşü de yalnızca öğrenim ücretleriyle açıklamak kolay değil. Aynı üniversitede ve aynı ücret düzeyinde Bilgisayar ve Yazılım Mühendisliği programlarının farklı doluluklara ulaştığı örnekler bulunuyor.

Üretken yapay zekânın kod üretme, test hazırlama, hata ayıklama ve rutin yazılım geliştirme işlerini hızlandırması, mesleklerin geleceğine ilişkin algıları da etkiliyor olabilir.

Buradan gelecekte yazılım mühendisine ihtiyaç kalmayacağı sonucuna varmak için yeterli veri bulunmuyor. Ancak bölümün gelecekteki mesleki karşılığı ve eğitime yapılan yatırımın geri dönüşüne ilişkin beklentilerin üniversite tercihlerinde daha görünür hâle geldiği düşünülebilir.

Bilgisayar Mühendisliğinin yazılım, donanım, sistemler, yapay zekâ ve siber güvenlik gibi daha geniş bir mesleki alanla ilişkilendirilmesi, yapay zekâ ve veri programlarının ise teknolojik dönüşümün yeni alanları olarak görülmesi tercih farklılaşmasına katkı sağlayan unsurlar arasında yer alıyor olabilir.

Yeni denge

2022–2026 dönemi birlikte değerlendirildiğinde tek yönlü bir hareketten çok, yükseköğretimin farklı unsurlarının aynı anda yeniden şekillendiği bir tablo ortaya çıkıyor.

Kontenjan planlaması değişiyor. Bu değişimin ağırlığı özellikle devlet üniversitelerinde görülüyor.

Devlet üniversitelerinde kontenjanların neredeyse tamamı karşılık bulurken boş kontenjanlar belirgin biçimde vakıf üniversitelerinde yoğunlaşıyor.

Vakıf üniversitelerinin kendi içinde de , indirim oranı ve ücret düzeyi bakımından önemli bir ayrışma var.

Aday havuzu yalnızca yeni mezunlardan oluşmuyor. Buna karşılık son sınıf adaylarının tercih yapma oranı son beş yılda düzenli biçimde geriliyor.

Programların teknolojik dönüşüme uyum sağlama çabası belirginleşirken, yeni ve popüler alanların dahi otomatik olarak yüksek öğrenci talebi oluşturmadığı görülüyor.

Bu nedenle 2026 YKS sonuçlarını “gençler artık üniversite istemiyor”, “kontenjanlar yetersiz” veya “vakıf üniversitelerine talep azaldı” gibi tek cümlelik açıklamalarla okumak yeterli değil.

Ortaya çıkan tablo daha çok adayların hangi üniversiteyi, hangi programı, hangi maliyetle ve hangi gelecek beklentisiyle tercih edilebilir bulduğunun giderek daha fazla önem kazandığı yeni bir yükseköğretim dengesine işaret ediyor.

Talep sürüyor, tercihler değişiyor.

Orhan Uzun
Ankara Üniversitesi

YKS’de Yeni Denge
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

KAI ile Sohbet Et

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.